13.12.2011 - 22:46
Okunma (196)
Yorum (0)
Paylaş

Yazar hakkında : Gazeteci-yazar Süleyman Güdül 1945 Kaman doğumlu olup, ilk ve Lise tahsilini Samsunda yapmış olup, halen Anadolu Üniversitesi İktisat Faültesi Kamu yönetimi 3.cü sınıf öğrencisi olarak tahsil hayatını sürdürmektedir.

BUZ DAĞININ GÖRÜNEN KISMI

                                         BUZDAGININ GÖRÜNEN KISMI

 

                  İmam hatip okulları, din görevlisi yetiştirmek amaçlı olarak tedrisata başlamışlar ve İlahiyat fakültelerine de talebe yetiştireceklerdi. Böylece, ülkede tam eğitimli din adamlarının yetişmesi sağlanacaktı.

                  Ne hikmetse, daha düne kadar savunulan İmam Hatip okullarından, artık söz edilmemeye başlandı.  İlahiyat fakültelerinden de, zaten yıllardır söz edilmez.

                  Bugün ise, yıllar önce yazılan senaryonun bazı noktaları alenileştirilmeye çalışılmakta. Anlaşılan ülkede, Molalar devrini başlatmanın adımı atılmakta. Molalarla başlayacak devrim, şeriat düzeniyle hüküm sürer.

                 Din görevlisi olarak göreve getirilmeye çalışılan mollaların, dini konularındaki eğitimlerini hangi din profesörlerinden almışlardır ?. Hangi okulları bitirerek, o din adamı unvanlarına kavuşmuşlardır?.

                 Küçüklüğümde, köyümüzde bir Yahya emimiz vardı. Bu adam, hem imam, hem vaiz, hem de kuran sursu hocasıydı. Kuran dersleri aldığımda, meşhur kızılcık sopasından nasibimi de almışımdır.

                 Bu adamın sözü, Allah kelamı olarak, yöre köylülerince kabul edilirdi. Ondan iyi dini bilen ve din konusunda ahkam kesen olamazdı. Cuma günleri civar köylerden akın akın insanlar gelerek, onun vaazlarını dinler ve din konusunda ondan bir şeyler öğrenmeye çalışırlardı. Okul eğitimi almamıştı ama, ikna kabiliyeti oldukça fazla idi.

                Rahmetli Yahya emim, hayatında okuma yazma bilmeyen, tecvit denen şeyi görmemiş bile. Sadece, oda köydeki kuran kursunda yetişmiş birisiydi.. Öyle kurandan bir kelimeyi tercüme edecek derecede, Arapça lisanına ve yorum yapmaya muktedir değildi. Ama adam, din uleması olarak köylülerin gözünde büyütülmüştü.

               Malumunuz, peygamberimiz Arap yarım adasında dünyaya gelmesinden dolayı da, kuran Arapça olarak yazılmıştır. Arapçanın çok ayrı lehçeleri vardır. Suudili Mısırlıyı, Mısırlı Suriyeliyi anlamakta zorluk çeker. Ayrıca kuran Arapçası da tamamen o konuşulan Arapça lisanından farklıdır. Onu da anlamak, kuran Arapçasını bilmekten geçer.

              Şimdi gelelim asıl konumuza;  Herhalde hükümet ilgilileri, mollaları kuran Arapçasını bilen insanlar olarak yorumlamakta. Doğu ve Güneydoğuda, ekseri Suriye Arapçası kullanılır ki, onlar bile kendi aralarında, şive farkından dolayı kendi Arapçaları ile bir birleriyle anlaşmakta zorlanırlar. Çünkü Suriye de bile konuşulan, iki ayrı Arapça olduğunu yıllar önce  Halep’e gittiğimde görmüştüm. Ülkeler arası lehçe farkları olduğu gibi, ülkelerin kendi topraklarında bile şive farkı ve hatta küçük yerlerde, konuşma farkı bile rahatlıkla göze batmakta.

               Hal böyle iken, din adamı yetiştiren bir devlet okulundan mezun olmamışları, sadece oy alabilmek için kadroya almak, bence dine olan saygıyı çıkar olarak kullanmak demektir.

              Tayyip bey İmam hatipli olduğundan bahseder, ama İmam hatipli ve ilahiyat mezunları ile,  tam teşekküllü bir din eğitimi almamış mollaların arasındaki farkı göremiyor mu dersiniz ?. Yoksa yukarıda bahsettiğim gibi, birileri tarafından Mollalar devletimi yaratılmak istenmektedir?.

              Molla görmek isteyenler varsa İstanbul’a gelsinler. Yıllardır, İstanbul’un kurtarılmış mahallelerinde giyim ve kıyafetleriyle, şeriat hükümlerini yaşatmaya çalışan Mollalar mevcut. Bu hükümette onlara  gerekli kolaylığı, açıkça göstermektedir..

              Yoksa mollalar devreye sokularak, Atatürk’ün ülke çıkarı ve bu vatanın insanları için yok ettiklerini tekrar canlandırarak, bu devletten hesap mı sormaya hazırlanmalarını sağlamaktır.

              Bu ülkede, dini bilgilerle donatılmış dört dörtlük İmam hatip mezunları ve İlahiyat mezunları, sokaklarda yıllardır işsiz dolaşmakta ve geçimlerini sağlamak için başka işler yapmaktadırlar. Eğer ülkede din adamı açığı varsa, öncelikle bu iki eğitim kuruluşu mezunlarına iş sağlanmalıdır. Herhalde mollalardan daha fazla dini bilgilerle donatılmış ve Arapça derslerine vakıf insanlardır. Nedense bazıları sadece “Bende İmam hatip mezunuyum” diyerek, onları kandırıp onların oylarını almakla İmam hatipli olunmuyor. Onların asli görevlerini başkalarına peşkeş çekene kadar, onlara sahip çıkmakla İmam hatipli olunuyor. Devlet adamlığı da bunu ispatlama yeridir.

              Ne acı şey, imam hatipliler ve İlahiyat mezunları sokaklarda işsizliğe terk edilsinler, onca sene okullarda dirsek çürütmeleri göz önünde bulundurulmasın ama, onların mesleki bilgi ve becerileri, onların yarısı kadar dinsel bilgiye sahip olmayanlara  kadrolu olarak verilsin. Bence bu düşünce, tamamen bu iki eğitim kuruluşu mezunlarına yapılan en büyük haksızlıktır. Bence, İmam hatipliler başka fakültelere yönlendirilene kadar, İlahiyat fakültelerine yönlendirilerek, onların ülkede bilinçli birer din adamı yetişmelerini sağlasalar, o zaman bu mollalara ihtiyaç asla duyulmaz. Böylece vatandaşlarda kendi dinlerini eğitimli kişilerden öğrenerek, yıllardır din tüccarları tarafından, nasıl duygusal ve dinsel sömürüldüklerini görmüş olmakla beraber, dinin asıl amacının ne olduğunu da görmüş olurlar.

            Bence İmam hatiplilerin ve İlahiyat talebelerinin,  hak ettikleri mesleklerinde değerlendirilmeyişlerinin tek sebebi ise, bugüne kadar meydanlarda din bezirganlığı yaparak, dini kendi çıkarlarına alet edenler, bu aydın kesim görevlendirildiği takdirde, dinin gerçeklerini günümüze göre değerlendirilmeleri neticesinde halkın aydınlanması, bunların oyunlarını bozacağının işareti olsa gerek.

           Bu amaçlanan oyun, artık İmam hatiplilerin ve İlahiyatçıların gözlerini acarda, bugüne kadar  siyasi çıkar uğruna, nasıl kullanıldıklarını bariz bir şekilde, uykudan uyanarak  görmüş olurlar.

           Laik düzende din, asla Devlet işine karışmaz tamamen ayrı konumdadır. Ama şimdi görünüyor ki, Diyanet tamamen hükümetin arka bahçesi gibi. Hükümet ilgililerin eli nedense  din işlerinin üzerinde. Eğitimsiz mollaları da kadrolara sokarak, laikliğe kafa tutmuş mu olacaklar  dersiniz..  Çünkü laik düzen yıkılırsa, yerine arzulanan dine bağlı şeriat düzeni gelmiş olacaktır. Bence, bu düşünceyi kulak ardı etmemek gerek. Görünen buzdağının üstü, birde görünmeyen altı var.

         Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek kadar güzel bir şey olamaz. Anlayanlar anlasın.

 

                                                                                                Süleyman Güdül

   

Henüz Yorum Yok.
İlk Yorum Yapan Siz Olmak İstermisiniz.


(Güvenlik İçin Max:750 Karakter)
Kalan Karakter Sayısı